HAYAT ENGEL TANIMAZ – ÇAKMAK HİKAYESİ

ÇAKMAK

              ÖMER SEYFETTİN HİKAYESİ

   ÇAKMAK HİKAYESİ

 İki eski arkadaş Anadolu nun ücra kasabasında karşılaşırlar;

 İboş iri yarı yanaklarından kan damlayan,kara kaş kara gözlü ,tıknaz ama bir öküz kadar kuvvetli bir adamdı.

  Mıstık ise kirli sarı saçlı , kirli yüzlü mavi mücevher gibi parlayan gözleri, zayıf , kirli sakalı bir adamdı.

 Bu iki adam Makedonya dan gelen bu iki hemşerilerdi.

 İki hemşeri karşılaşınca ;

 _Ulan mıstık.

_ Vay İboş

 Diyerek kucaklaştılar.

  Makedonya dan ayrıldıkları günden beri görüşmemişlerdi. İnleye inleye akan derenin karşılaşmışlardı. Onlar için umulmadık bir mutluk oldu! Hayretle karışık bir sevinçleri pek samimiydi.

 İkisi de sürücülük yapardı. Yılın her mevsimine göre ayrı bir ticaret yaparlardı. Sonbaharda Sırbistan ‘a geçer , at , katır, eşek alır: Kış gelince cambazlığa bırakır Bulgaristan ‘dan yiyecek taşırlardı. Hiç ortak iş yapmamışlardı. Ama gayet iyi tanışırlardı. Birbirlerine sonsuz güven beslerlerdi.

 Kısa sürede koyu bir sohbete başlamışlardı;

 Ne yapıyorsun bakalım ?

Hiç ..

Burada ne arıyorsun?

Hiç geçiyorum. Ey sen?

 Ben de.

Nereye gidiyorsun?

 Daha belli değil! Sen nereye?

 Kısa bir sohbet yaparken ikisi de henüz gençti. Çolukları çocukları yoktu..

 Sermayeleri ,sırtlarındaki ipleriyle bellerindeki kuşaklarıydı. Anadolu da şehir ,kasaba , köy beğenmiyorlardı. Çiftçi olmadıkları için toprakla, ‘zanaat’ sahibi olmadıkları için çarşıyla işleri yoktu. Tek aradıkları kalabalık ticaret yerleriydi. Kar edecekleri işlere bakarlardı.

 İboş:  ‘gözünü sevdiğimin Rumeli ‘si …Nerede o günler:. ‘dedi.

 Mıstık başını salladı: ‘ Nerede ?… Eski çamlar bardak oldu. İşin yoksa burda on kuruşa gündelik eşek gibi çalış..’

 Dere kenarı düz çimenlikti.İhtiyar söğüt ağacı alaca gölgelerini sudaki aksine karıştırırken , etraftaki sınırsız tarlalar ,tenhalıklarıyla zümrüt kumlu çölü andırıyordu .

 İki arkada oracığa çöktü. Sonra da

 Mıstık, Anadolu sularının midesine dokunduğunu anlatmaya başladı. İboş ta öküz gibi sağlamken Anadolu ya geldi geleli hastalıktan başını kurtaramadığını anlatı hemşerisine.

 Anadolu nun sularından sonra sırasıyla laf havadan, yollardan, trenlerden, dağlardan, hanlardan, jandarmalardan açıldı.

 İboş Anadolu ya geldi geleli hastalıktan kurtulmadığı gibi şeylerden bahsettikten sonra Kırmızı kuşağından bir kese çıkardı. Dar poturun yamanmış bir yırtığa benzeyen cebinden nikel bir çakmak çıkardı. Kirden belli olmayan keseyi Mıstığ a uzattı.

 ‘Yap bakalım bir cıgara ..’

  Mıstık keseyi açmadan; zayıf , tıraşı uzamış, pis suratını fena halde ekşiterek:

 _ tütün değil, mübarek, tezek ! dedi.

 _ Ah bizim tütünler !

 _ Dilber saçı sanırdın

 _Bir tutam sırma idi.

 Cıgaralarını sardılar. Anadolu tütünlerini içerken kaçakçılar aleyhinde küfürler savurmaya başladılar. Anadolu nun ahlakından hilekarlığından , geçimsizliğinden şikayet etiler.

 Mıstık :

 _ Tövbe tövbe .Hele yalan yere yemin etmeleri yokmu.

 _ Evet. Bu fena huyları.

_ Bir gün yer yarılacak , vallahi hepsi batacak..

 _Batacak

Belki bir saat daha konuştular . Bu sırada beğenmedikleri tütünden cigara sarıp peş peşe içtiler.İboş keseini kuşağına soktuktan sonra arandı tarandı ama bir türlü çakmağını bulamadı. Eğildi oturdukları çimeni eliyle yokladı.Doğruldu. Kaşlarını çattı. Yumruklarını böğrüne dayadı. Kirpikli gözlerini süzdü, Mıstık 2 a baktı:

 _ Ne var?

 _ ver diyorum.

 _Ne istiyorsun?

 _ Bilmiyor musun?

 _yoook !

 _ çakmağı ver , diyorum.

 -Hangi çakmağı?

 ….

 İboş dişlerini sıktı. Açılan yumrukları titremeye başladı. Bu adeta insanı eşek yerine koymaktı. Sakinlikle :

  • Biz burada oturuken yanımıza kimse geldi mi?
  • Hayır.
  • Ben tütün kesesi ile birlikte bir çakmak çıkarmadım mı?
  • Çıkardın.
  •  Cigaralarımız o çakmakla yakmadık mı?
  •  Yaktık.
  • Buradan bir yere gittik mı?
  • Hayır.
  • Öyleyse çakmak nerede?
  • Ben ne biliyim?
  •  Sen aldın…
  • Haşa
  • İboş her yeri tekrar aradı. Çakmağı Mıstığın çaldığından şüphesi yoktu. Bunu hemşeriliğe yakıştıramadığını söyledi. Yalvardı yakardı. MIstık sa birbiri ardına yeminler edip suçlamasını ağır bir hakaret sayıyor, kavga çıkarmaya çalışıyordu.
  •   İboş un memleketinde bir şöhreti vardı ‘ Pire için yorgan yakar ‘ derlerdi. En ufacık hakkını kimseye bırakmazdı. Hatta eşyasını taşıdığı bir savcı bozukluğu olmadığı için parasının iki kuruş eksik vermişti. BU iki kuruşu bırakmamak inadıyla İboş o vakit adliyeye müfettişliğine ,dahiliye bakanlığına ,vilayete tam beş yüz kuruşluk şikayet telgraf çekmiş.
  •  Sen beni bilirsin Mıstık .Ben kimsede bir şeyimi bırakmam. Çakmağımı ver.
  • Vallahi almadım!
  • Eee sen almadın, ben almadım , cinler mi gelip aldı?
  • Bilmem.
  • Ben senden bu çakmağı alırım.
  • ..
  • İboş, mahkemeye müracaatla dava edeceğini söyledi. Hiddetle , kasabaya doğru giden yola atıldı. Halbuki Mıstık çakmağı çalmıştı.
  • İçinde : ‘ göremeden aldım. Şahit yok . Bir yemin ettim olur biter demiş.Dışından ‘ Bir dakika evvel o kadar tatlı tatlı muhabbet ettiği arkadaşına acı acı haykırdı:
  •  ‘Hadi beraber gidelim. Bende senden namus davası edeceğim.’dedi.

Etrafı derin hendeklere çevrilmiş tozlu yoldan yan yana yürümeğe başladılar. Mıstık bir sağa bir sola bakıyordu.

Hükümet konağındaki küçük mahkeme salonunda idler. Alt kattan, azgın zaptiye beygirlerinin kişnediği , tepindiği işitiliyor ,açık pencereden birbirlerini öldürmek için kovalıyorlar sanılan kırlangıçlar giriyorlar , siyah tahtalı eski tavanın çatlaklarında çamurdan delikleri andıran yuvalarına konuyorlardı.

 Ak sakallı hakim enfiyesini çekerek bu iki yabancının davasını dikkatle dinledi.

 İboş a sordu

 ‘ Bu adamın , çakmağını aldığına şahidin var mı ?’

‘Yok ‘

MIstığa sordu:

‘ Sen de çalmadım diyorsun..’

 ‘ evet, hem de namus davası ediyorum. Bana hırsız demek istiyor. Ben bunu kabul etmem.’

KADI: ‘ O Başka mesele …Şimdi sen çalmadığına yemin edeceksin. Eder misin.’

 ‘ederim.’

 ‘ Öyle ise evvella , senin istediğin dava görülmüş olur. Yani hırsız olmadığın meydana çıkar; Namustemizlenir.’

 ‘ Pekalla!’

Gayet soluk , lekeli bir yeşil çuha örtüyle örtülmüş kürsüye yaklaşan Mıstık , yine yeşil çuhaya sarılı kitaba elinin bütün kuvvetiyle bastı , çakmağı almadığına yeminler savurdu. O anda ,onun kazandığı davayı İboş kaybetti.

‘ Tam dışarı çıkarlarken sevinen ‘MIstık a haki:

 ‘O ğlum , sen on kuruş vereceksin! ‘ dedi.

 MISTIK ağzıyla beraber gözlerini de açtı:

 ‘ Niçin, ben davayı kazanmadım mı?’

‘Kazandın.’

‘ Çakmağı benim almadığım meydana çıkmadı mı?’

 ‘ÇIKTI ‘

 ‘Öyleyse ne parası istiyorsun ‘

 ‘Evvela  senin davan görüldü. Mahkeme parası ..’

 ‘ MIstık beyninden vurulmuş gibiydi. Durdu ağzını yüzünü buruşturdu düşündü. Sonra İboş a döndü. Yavaş yavaş elini koynuna soktu.

Altmış paralık  şey için on kuruş veremem. Al malın uğursuz … diyer bir an evvel kat iyyen çalmadığına yemin ettiği çakmağı arkadaşının suratına fırlattı!..

Değerlendirme: 1 / 5.

Mavi Masal İlkay tarafından yayımlandı

hikayeler.. Hikayeler de insanlar beden bulur , ruh bulur. Bizden bir şeyler taşırlar. Bizden esintiler izler , hisler hikayelerde. Hikayeler bir parça umut, bir parça acı, bir parça hüzün , bir parça neşedir. In stories, people find bodies and souls. They carry something from us. There are breezes from us, feelings are in the stories. Stories are a piece of hope, a piece of pain, a piece of sadness, a piece of joy.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: