HAYAT ENGEL TANIMAZ _ BEY HİKAYESİ

                 BEY  Çok eskiden bir beylik varmış. Bu beylik her mevsim yurt değiştirerek yaşamını sürdürdüğü için yükte hafif pahada değerli eşyaları varmış. Beyliğin tam yüz hanesi sekiz yüzde insanı varmış.  Beyleri insanına kıymet veren akılı ve bilge bir adammış. Ölürken beyliğini ortanca oğluna bırakmış. Diğer oğullarına ve bey oğluna da şu öğütleri vermiş.  BEY: ‘“HAYAT ENGEL TANIMAZ _ BEY HİKAYESİ” yazısının devamını oku

KÜLAH HİKAYESİ

ÖMER SEYFETTİN HİKAYESİ KÜLAH HİKAYESİ Mıstık, katmerli bir göçmendi. Bulgaristan’da doğmuş, büyüyüp biraz aklı başına gelince hemen, sınırın on dakika ötesine kapağı atmıştı. “Türkiye değil mi? Sınırı geçer geçmez Bağdat’a kadar hepsi aynı!” diyordu. Az zamanda Babyak’taki Türkçe bilmez Pomakların akıl hocası oldu. Bulgaristan’da kalan akrabalarıyla mektuplaşmaya gerek yoktu. Onlarla, Bulgar sınır karakolundaki nöbetçinin süngüsü“KÜLAH HİKAYESİ” yazısının devamını oku

BÜYÜCÜ HİKAYESİ

                                 ÖMER SEYFETTİN HİKAYESİ                                               BÜYÜCÜ  Büyük Selahaddin, kendisinden aman dileyen Kudüs’ü aldıktan sonra hiç durmamıştı. Şam’da “Biraz dinlenelim!” istirhamında bulunan askerine, — Ömür kısadır. Ecelden emin değiliz! cevabını verdi. Yayından çıkmış bir alev ok şiddetiyle yabancı Avrupalıların haksız yere sahiplendikleri kasabalar üzerine atılıyor, deldiği kaleleri hemen zapt ediyordu. Kurtularak Sur kalesine kapağı atan halk“BÜYÜCÜ HİKAYESİ” yazısının devamını oku

HAYAT ENGEL TANIMAZ _ BİR HAYIR HİKAYESİ

     ÖMER SEYFETTİN HİKAYESİ                BİR HAYIR   Yatağında kımıldamayan Durmuş Ağa, gözlerini basık tavana dikmişti. Sanki iki saattir eski, sararmış hatılları sayıyordu. Yüzü toprak rengindeydi. Kırmızı kaplı yorganın üstüne serili elleri artık bir insan azasına benzemiyordu. O kadar kuru, o kadar zayıf, o kadar cansızdı ki… Ancak duyulan boğuk bir sesle: —Yahu, ben ölüyon! dedi.“HAYAT ENGEL TANIMAZ _ BİR HAYIR HİKAYESİ” yazısının devamını oku

KÖSTENCE KRALİÇESİ HİKAYESİ

              SABAHATTİN ALİ HİKAYESİ                            KÖSTENCE GÜZELLİK KRALİÇESİ Dört seneden beri görmediğim Berlin’e yeni gelmiştim. Kah kerpiç evli kasabalarda, kah kızgın güneşle açık mavi denizin kavuştuğu Akdeniz kıyısındaki şehirlerde oturarak ve bazan da yaşlı bir at sırtında ve fundalıklı yollarda köyden köye giderek geçirdiğim bu dört seneden sonra; Berlin bana eskiden hiç görmediğim bir“KÖSTENCE KRALİÇESİ HİKAYESİ” yazısının devamını oku

TARHANA ÇORBASI HİKAYESİ

TARHANA ÇORBASI HİKAYESİ Kahvaltı sofrası !  Her hafta sonu kahvaltı sofralarımız güzel ve renkli olur. Babam bizi erkenden kaldırıp dedemlere götürür. Babaannemde öyle bir sofra kurar ki bakarken doyarım. Eh nede olsa her sabah kahvaltısını  mısır gevreği ile geçen bir genç olarak kahvaltı sofrası bana çok garip gelir….Hep mısır gevreğimi isterdim o güne kadar…  O cumartesi“TARHANA ÇORBASI HİKAYESİ” yazısının devamını oku

HAYAT ENGEL TANIMAZ _ PAZARCI HİKAYESİ

SABAHATTİN ALİ HİKAYELERİ Pazarcı Hikayesi Tekaüt (emekli olmak) olduktan sonra karısının memleketi olan Ege Denizi kıyılarındaki bu kasabada ufak bir dükkan açıp tuhafiyecilik yapmak istedi. Pek becerikli idi. Balkan Harbi’nde yaralandıktan sonra da bir kere istifa ederek askerlikten ayrılmış, Üsküdar’da Uncular Sokağı’nda ufak bir yağ ve sabun dükkanı açmıştı. O zaman üç ayda işini o“HAYAT ENGEL TANIMAZ _ PAZARCI HİKAYESİ” yazısının devamını oku

GİZLİ MABET HİKAYESİ

ÖMER SEYFETTİN HİKAYESİ  GİZLİ MABET HİKAYESİ –  Müfide Hanımefendi’ye – Geçen gün Tokatlıyan’da Sermet bana genç bir Frenk takdim etti. Sorbonne’dan arkadaşmış! Kumral, çini mavi gözlü, güzel, narin, nazik bir çocuk! Aşırı bir Doğu düşkünü. İlk lafı bu oldu: – Azizim, siz kendinizi bilmiyorsunuz. Avrupa’yı bir şey zannederek kendi güzelliklerinizi görmüyor, kendi sırlarla dolu dünyanızı“GİZLİ MABET HİKAYESİ” yazısının devamını oku

HAYAT ENGEL TANIMAZ – BİR AKŞAM HİKAYESİ

           DEPREM        BİR AKŞAM HİKAYESİ  Sabah ezanı okunurken dükkanımın kapısını açıtım. Derin bir nefes alıp girdim. Mutfağa geçip cayın altını kısıkta yakarken bir taraftan ısladığım nohutları tekrar sudan geçirip ocağa bol suda pişmeye koydum. Sonra fasulyeyi sonra ilk önce yapacaklarımı tezgaha çıkardım. Ben tencereleri alıp hazırlıklarımı yaparken kapının açıldığını duydum. Hanım elinde dumanı üstünde“HAYAT ENGEL TANIMAZ – BİR AKŞAM HİKAYESİ” yazısının devamını oku

HARİKA ÇOCUK HİKAYESİ

              ORHAN KEMAL HİKAYELERİ                      HARİKA ÇOCUK  Bisküvi, çikolata, kâğıtlı şeker, zeytinyağı, sabun yapımevleriyle küçük tamir atölyelerinin yan yana odalarda bulunduğu, sefertasına benzeyen hanlardan birinin genzi tıkayan pis havası içinde ekmeğini küçücük pedalıyla kazanmaya çalışan bir arkadaşı görmeye gitmiştim. Bulamadım. Dönecektim ki kapı yanında duran büyükçe bir tahta sandığın içinde onu gördüm: Peynir ekmekle“HARİKA ÇOCUK HİKAYESİ” yazısının devamını oku