KLASİKLER

Velinimet

ÖMER SEYFETTİN HİKAYELERİ

VELİNİMET

Geçen gün  hava ne güzeldi! Logaritmacı Hasan ‘la Hürriyet Tepesi ne gittik. Bomonti ye kadar uzadık. Daha kış uykusundan uyanmamış sisli Kağıthane ye mavi mahmur Haliç e yükseklerden baktık. Hasan hemen Lale Devri ne dair hikmetler yumurtlamağa başladı. Damat İbrahim Paşa nın rakam bilmediğini , hesap yeteneğinden yoksunluğunu , kırk iki isyanını evvelden tahmin etmek şöyle dursun , hatta kuşbaşı parçalandığı  ana kadar anlayamadığını söylüyordu.

‘ Hocam ,bırak şu geçmişi!’ Dedim. Bugüne bakalım . Bu yaz acaba buralarda eğlenebilecek miyiz?

‘ Kağıthane de mi ?’

 ‘ evet.’

 Kır düşmüş kalın kaşlarını kaldırdı. Parlak , siyah gözleri sanki derinlerden dışarı çıktı. Küçük kalıpsız fesinin altında daha büyük görünen ağır kafasını salladı…

 ‘ Sen deli olmuşsun ! ‘ dedi.

 …

 Hasan , on beş sene evvel benim matematik hocamdı. Okul bittikten sonra arkadaşım oldu. Şimdi onunla konuşurken kübistlerin yaptığı tuhaf tablolar karşısında hissettiğimiz o ‘ Yarrı estetik , yarı geometrik zevke benzer bir tat duyarım.Onun  gözünde her şey yüzeyseldir. Geçmiş , bugün, gelecek .Belleğinin bilinmeyen , görünmeyen şeylere tahammülü yoktur. Matematikçi mantığıyla en karışık ,en karışık şeyleri hemen çözümler. ‘ İki kere iki dört ‘ kadar kesin hükümler verir. Sonra , aynı zamanda çekilmez bir öğütçüdür de .. Her zaman öğüt şeklinde bir prensip ortaya çıkarır. Onun için bütün hayat yanlıştır. Tabiatta onun kafasında ki mantık yoktur, hesap yoktur , rakam yoktur!

 Bununla beraber ben onun çok çok tuhaf görünen fikirlerini severim. …Bugün de İngilizlerin ‘ dört işlemi ‘ bilmediklerini söylüyordu. Savaşı uzatan sebep hep yanlış bir hesaptı! Ara sıra itiraz eder gibi görünüyor , tenha yolun , esmeyen bir rüzgar gibi serin serin duyulan temiz havasını kokluyordum. Karşımızdan bir otomobil geldiğini gördük. Bu , canlanmış büyük bir piyano kadar parlak , siyah , gösterişli bir arabaydı. Yanımızdan hızla geçti. Billur camlarının arkasındaki güzel kadınla genç erkeğin çehreleri tıpkı bir hayal gibi sakin duruyordu. Sonra keskin bir benzin kokusu.. Arkamızdan bir ses geldi:

 ‘ Hasan Bey !’

 İkimiz de birden döndük .

..

Otomobil durmuştu . Kesik bıyıklı esmer bir genç bize doğru gülerek koşuyordu. Ben kim olduğunu sormaya vakit bulamadım. Siyah paltosunun şıklığı, yakasındaki ağır kürkün parlaklığı , sanki beni manyetize etmişti. Geldi. Hasan ın ellerinden tuttu. İki eliyle sarsarak sıktı.

 ‘ Nasılsın velinimetim!’

 ‘Çok iyiyim..’

 ‘ Ne arıyorsun buralarda ? ‘

 ‘ Biraz hava alıyoruz, işte…’

 Ben şaşırmıştım. Birden bire Logaritmacı nın ana tüyleri dökülmüş kahverengi paltosuna bakarak bu gencin nasıl velinimeti olduğunu düşündüm.

‘ Nasıl bir milyon yapabildin mi ?’

‘ Yapamadık !’

 ‘ Ee şimdi ne kadarlıksın ?’
 ‘Önemsiz vallahi.. dört yüz bin liram var .’

 Kulaklarıma inanamıyordum. Hasan dişlerini gösteren bir gülüşle çırpınıyordu. Soğukkanlılıkla ;

‘Çalış daha çalış ‘ dedi.

 ‘Çalışacağım. Sen benim velinimetimsin. Sana ölünceye kadar minnettarım.’

 ‘Estağfurullah.’

 ‘ Vallahi her yerde , herkes söylüyorum. Sen bana akıl vermeseydin, ben yine eskisi gibi sürünecektim.

….

 Hayretten aptallaşmıştım. Dilim tutuldu. İlerde duran otomobilde arka penceresinden bir kadın hayalinin kımıldadığını fark ediyor, şık gencin Logaritmacı ile konuştuklarını dinliyorumdum. Kadın nişanlısıymış. İstanbul un en kibar , en eski , en yüksek ailelerinden birinin kzıymış. Otomobilini üç bin liraya almış….Susuyor yalnızca bakıyordum. Adamın boyu uzundan biraz kısaydı.Gülerken azı dişlerinin platin kaplı olduğunu gördüm. Esmer cildi çok rahat yaşayan her mesut zenginin ki gibi tap tazeydi. İnce kaşlarının altında  gülen gözlerinin içinde , büyük bir zeka parıltısı yoktu . Fakat o kalın küt burnu ..sahibinde tos vuracak bir koç azmi olduğuna şüphe bırakmıyordu. Biraz sonra Hasanla vedalaştı .Bana başıyla selam verdi . Bekleyen otosuna hızla yürürken arkasından bakıyorduk.Ben bir şey soramıyordum.Otomobil büyük bir gürültüyle kaçtı.

 ‘ Bu kim ? Dedim, sen bu dört yüz bin liralık adamın nasıl velinimeti oluyorsun ? ‘

 ‘ Anlatıyım , diye güldü .’

Tenha da yavaş yavaş yürümeye başladık.

‘ Matematik te olduğu gibi hayatta da bazı kurallar vardır. Doğruluklarına hiç şüphe yokken yine kimse iltifat etmez. Mesela ‘ ‘ Herkes kendi işini kendi kendine görürse , kimsenin kimseye ihtiyacı kalmaz!’’

‘ Allah aşkına hikmeti bırak , diye yalvardım, bu zengin kim? Onu anlat.’

 ‘ İşte onu söyleyeceğim.

 ‘ söyle bakalım.’

 ‘ Bu genç , benim , Selanik’teyken uşağımdı! ‘

 ‘ Uşağın mıydı ? diye haykırdım.

 Logaritmacı her zamanki soğukkanlılığı ile elleri arkasında yürüyerek cevapladı :
 ‘ Evet, uşağımdı. Ben balkan harbinde sonra İzmir e gitmiştim. Bir sene sonra İstanbul a geldim. Bir gün Meserret Otelinin önünde geçiyordum. Birde baktım bizim Ahmet .. öpmek için elime sarıldı, üstü başı dökülüyordu. Ne yaptığını sordum : ‘ HİÇ dedi. Boştayım.’ Sonra benden bir mecidiye istedi. Neden ne için para istediğini sordum. ‘ Vallahi iki gündür açım , bari beş kuruş ver . Bugün karnımı doyurayım ‘ dedi. O vakit  düşündüm. BU çocuk da birçok göçmen gibi serserileşmiş. İnceden sorguya çektim . ‘ İki gün evvel karnını doyuracak paran var mıydı? ‘ Diye sordum .’ Evet. ‘ dedi. Üç gün evvel neden aç kalacağını düşünmedin ‘ diye sordum. Cevap vermedi.O vakit Kotonu hatırlatım ?’

 Koton benim Selanik te ki köpeğim. Bu köpekte en belirgin özelik gelecek kaygısıydı. Kendine verilen kemiklerin beşte birini yemez  gider bahçenin saklardı. Yani yarın bir şey verememe ihtimalimi hep düşünürdü……Ahmet te Koton kadar hissin yok muydu ? dedim. Utançtan başını önüne eğdi. Cebimden bir kart çıkardım . Eyüp te bir ip fabrikasının müdürü sınıf arkadaşımdı. Ona bir tavsiye yazdım. ‘ Al bunu götür. Çalış , para  kazan , ye ..kimseden para isteme ! ‘ dedim. Teşekkür etti. Amma yine yakamı bırakmadı. ‘ Bari iki kuruş verin. Şimdi ekmek peynir alayım. Açlıktan ölüyorum. ‘dediğinde az daha verecektim. Elim cebime götürdüm. Birde bire bu gereksiz merhametle kuvvetli bir gencin azmini kıracağımı düşündüm. Evet . Sırf merhametle yapılmış bir yardımın , bir cinayetten  başka bir şey değildir. Kime acıyıp ‘ Bir çalışmanın karşılığı olmayarak ‘ Yardım edersek ,onun azmini iradesini yok ediyoruz demektir. Elimi hızla cebimden çektim ‘ Şurdan sap soluna ilk gelen sokağa gir . Biraz yürü. Orada Kosova Oteli vardır. Sahibi ahbabımdır.Benden selam söyle  de ki ‘ Ben şimdi bütün oteli süpürmeye yıkamaya hazırım. Bütü apteshanelerim temizleyeyim. Bana beş kuruş ver ‘ O pazarlığa razı olur. Razı olmazsa , ben Valde Kıraathanesindeyim. Gel. Beni gör. Sana bugün ekmek parası getirecek başka bir iş bulurum ‘ dedim. Red edemedi. Açlığı yüzünden belliydi. Gözlerinin altı simsiyahtı. Dudakları bembeyazdı. Baygın baygın bakıyordu.Kehvede bekledim gelmedi.Ona altı gün sonra rasgeldim. Hemen elime sarıldı. Öptü ‘ eğer bana o gün ekmek parası verseydin , ben fabrikaya gitmeyecektim. Bana ağır bir iş gördürdün, amma  çalışmayı öğrettin. Çok minnettarım! Dedi. Çabucak ilerlediğini ustabaşı olduğunu günde yarım lira aldığını söyledi. …Yalnız azmin uyanması için Hanya yı Konya yı anlaması gerekiyordu, ben ona anlattım. Her rasgeldiğimde onu değişmiş, daha akıllanmış …gördüm. Sonra emeğinin karşılığı zengine ortak oldu. ‘Fanila , çorap fabrikası açtı.’ Faaliyetleriyle doğruluğu , namusuyla  kendini tanıttı. …Şimdi nerede görse ‘ velinimetim ‘ der.

… Yavaş yavaş yaklaştığımız Hürriyet tepesi nin yaklaştığımız hürriyet Tepesi nin yapraksız ağaçlar . uzak kıtlık kabuslarını hatırlatan çelimsiz , siyah , gamlı iskelet gölgeleri gibi görüntü görünmüyor. Logarıtmacının göğüsüm görünmez kesme kaya yığınlarında ezildiğini duyuyorum. Ortaokulla öğrenim bile görmemiş yalın ayak başı kabak uşağın …ustabaşı , fabrikatör , müteahhit liğe sıçradığını , müteahhitlikten otomobiliyle milyonerliğe yürüdüğünü  gördüm. – Bilmeme niçin – bana acı geliyordu. Kıskanıyor muyum ?  Evet kıskanıyorum.Amma niçin? Amerika nın en meşhur , en büyük iktisat kralları da on parasız işe başlamışlardı. Muhakkemem , mantığım hislerimi düzeltemiyordu.’ Uzağında sıska bir kedi  kadar zavallıydım. Kendi mi tutamadım. Sanki bu zenginliğe karşı bu çalışmaya önem vermiyormuş , gibi iğnelemeli sözlerle yüzümü  ekşittim:

 ‘ Yeni zengin işte dedim:’

Logaritmacı duru du derin siyah gözlerini açtı ‘ Ne o? Beğenmiyor musun? Diye güldü ‘ Kuruntuyu bırak . Zenginlik bu ! Şarap değil yavrum. Eskisi de bir yenisi de!

%d blogcu bunu beğendi: